Follow by Email

22 Aralık 2012 Cumartesi


 İSLAM

Naim cennetleri mi müjdelenir bilmem
Alak suresiyle okumaya başladım seni
Mü’mince yaşamak mı koruyan sadece cevşen
Allah rızası için kılyorum seni
Zekat a bir adım kalır zenginleşince sen

Zikrederek verdim seni
Elimin biri görmeden verdim öbür elim dururken
Kiramen Katibinin bile görmesini istemedim seni
Atam sahabe söyleyip dururken
Tagutları yıkarak  gönlümde gizledim seni

O gün mübarek gündü andım seni
Rahmet kapıları açıldı Ramazandayken
Uhut yenilgim vardı tutamadım seni
Çehrem bazen kızardı bazen morarırken

Hibe yoluyla devrettim seni
Andıkça seni güller saçıldı
Cehennem azabından kurtarıver beni

Kitapları araladım dedim ben okuma bilmem
Ezelden ebede andım seni
Lahitlik mi sardım lekeli kalplere bilmem
İcazet aldım Muhammed-ül Emin den
Müslüman olurum söylerken seni
Elim mi elim sonu seni söylemeyen
İsrail oğullarına bile bellettim seni
Şebi aruz seni andığım gün
Allah için sevdim seni
Hatemül Enbiya defnedilirken
Allah adını andım bildim seni
Defter-i Kebir günahlarla doluyken
Evliyalarla, Musa (a.s) gibi dile getirdim seni
Tekbir Allah dedim; Muhammed (sav) kulunla andım seni..


GÖREVİMİZ SU+ LİMONATA+SİMİT

Yüce rabbimiz yaşadığımız yeryüzünü bilindiği üzere 6 günde yaratmıştır. Rabbimiz niye 6 günde yaratmıştır da daha kısa sürede yaratmamıştır? O ayrı bir konu..dileseydi yaradan  belki bizim aklımızın alamayacağı sadise nin bilmem kaç oran küçüklüğünde bir zamanda da bu yer yüzünü yaratırdı. Ona inancımız sonsuz. Yani Bizim anlayacağımız şekilde YÜCE ALLAH (C.C)  bu yerküreyi (dağları denizleri ovaları insanları; yani canlı cansız tüm varlıkları) dileseydi göz açıp kapayıncaya kadar ; kısa bir sürede de yaratırdı ve yaratmak Allah a mahsustur.

Bu dünya  yaratılırken ¾ ü su ile kaplı şekilde yaratılmış insan oğlu  da yaratılmışların en üstünü olarak ilk peygamber hz adem den kıyamete kadar vuku bulan hayat sinsilesiyle son bulacaktır. Ne mucizedir ki insan da dört te üçü su ile kaplıdır ve susuz yaşayamaz. Hatta biz müslamanlar olarak inancımız şudur ki ilk insan ile insanlar; balçıktan ve alak denen bir sıvıdan dünya ya gelmiştir.

Öyle ise akarsular, denizler, sıvı ve bazı katı maddeleri oluşumu da su(h2+o) iledir. Ki su hayattır; yaşama azmininin de simgesidir bence..

Hz Muhammed sav efendimizin atası İbrahim a.s ve hacer anamız ın oğlu İsmail a.s. da suyu ilk bulanlardandır. musa a.s.  yüce Allah ın izniyle denizi yararak inananları kurtarmıştır. Su aynı zamanda kurtarıcı ve müjdeleyicidir..temizlik su ile yapılır; temizlik de imandandır..

Önce hadesimizi temiz tutalım ki suyla da necaset yerlerimizi temizleyelim..su imanımızın kurtuluşuna da bir müjdeleyicidir aslında..

Bu kadar konuşmadan sonra biraz da kendimi tanıtayım: ben sucu yani sıhhi tesisatçı bir esnafın oğluyum. Yaz tatillerinde ve hep boş vakitlerimde ona yardım ettim.pislikle mücadelemiz babamla beraber başladı ve hala devam etmekte.çalıştık çalıştık çalıştık..ve halen beraber çalışmaya devam ediyoruz. Ben de lağımcılıktan humbaracılığa geçişimi tamamladım ve bir kamu bankasında çalışmaya devam etmekteyim.karşımda neyi buldum siz tahmin edin: evet bir pislik daha. Bu sefer faiz pisliği… ben sölemiyorum bunu Allah u Teala ve kulu ve elçisi hz Muhammed Mustafa sav..ben yine çalışmaya devam ettim .üniversitede okuduklarımı çalıştığım iş kollarından öğrendiklerimi burada uygulamak için uğraşıyorum.hedefim faizi sıfıra indirebilmek.

Helal bir şekilde kazanılan bir dilim kuru ekmek endişe ile yenen baldan daha tatlıdır.bunu elimden geldiğince hayatta uygulamaya çalışıyorum.

Gelelim benim projeme: öncelikli olarak helal kazanç..bunun için bazı büyüklerimizi örnek almalıyız. Simit limonata su ne varsa satıp çocukluktan emeğin karşılığının bir o kadar zor ama baldan tatlı olacağını kabullenmeliyiz.
İkinci olarak helal kapılarını aralayacak istihtam ve emeği karşılamak. E oda mevcut. Tamam..
Üçüncüsü kamu kurum ve kuruluşları bu hizmete sevk etmek (örn yerel yönetimler DSİ vs)
Dördüncüsü satış hacmini yani ihracat artış hızını olabildiğince artırmak. Çünkü ülkemiz kendi yağı ile zaten kavrulmuş olacak. Osmanlının yükselme dönemindeki gibi dışa açılacağız.
Beşincisi üretim üretim üretim

Altıcısı GSMH yı yani bütçeyi dengede tutabilmek..
Yedincisi yine yatırım.
Sekizincisi ve son olarak da GÖREVİMİZ SU+LİMONATA+SİMİT…(hayyddii siiimmiit/midenizin simit i uleeenn J )

29 Ocak 2012 Pazar

GAZİ GAZZE (1)

17 Ocak 2009 Cumartesi, 13:19 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Huşuv içinde kalktım yerimden..
Ne arpacık göz bu ne vesile?!
Bir garip devran baktım derinden
Ne surat bu ne sinsile?!

Baktım Hakkı arayan kollarımın koğuşuna
Derin bir ah geçti içimden..
Göğün bombadan sararan mavi boşluğuna,
Ferim bir gah seçti dişimden

Ben sordum onlara ne bu ses?
Çan çalar ecdadımın ezanında
Hey Rab, bu şehadet ne içten nefes?:
Perişan oldu mason fezasında..

Bir boşluk, bir sulh, bir de gaflet;
Hangi usülde olsa bu mabet?!
Hak yolunda bin bir türlü hıyanet
Dondurmakta dişlerimin kenedini,

GAZİ GAZZE (2)

16 Ocak 2009 Cuma, 15:52 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
İşte bu nedenle binbir sükut
Dahiyane olsa bir vücut
Saflar sık alın secdede,
Hafızalar sergilenir beraber vecd ile..

Namı sürgün Gazze, aşiyane mabet:
Nerdesin ey usül; Fasılası etti hıyanet
Basma kalıp ibadetler var bu cenkte
Sevr ile barış tarihte aynı kefede..

Bu saltanat şura-i mücadele
Bu safsata binbir seceret
Kaf dağını aşsa bu heybet
Silinsa gökten gelen ile cehalet
Gelse bin dua ile şu rahmet..

Ey saddı hümayun girizgah..
Şeyh Edebali misali olmalı padişah..
Ne arar bu safsatalı heybet?!..
Ne arar şu mafsalı bugün olan gaflet!..

Ey nur, düzergah olmalı ışık hızı
Bu mabette hapis yatan yok!
Pey arama bu düsturda bazı
Tagut yıkan deden pek çok!..

GAZİ GAZZE (3)

16 Ocak 2009 Cuma, 16:07 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Nasıl aşılır bu düzenin sonu?
Nerden anlaşılır tanburun ney'e uyumu?
Gel sen de bul aşk ile maşuğunu,
Gel bu yolda sil tüm tagutunu..

Gazze gazi; Gazze içler acısı..
Nerde sapan, nerde kafirin tabancası?!
Cihat eden dedesini örnek almış,
Hey Hak, bu toprak nasıl parçalanmış?!...

Sen de yetim; sen de öksüz bu yolda
Var ise yok olan bu devranda,
Seceresi belli olmayan şu şirret!..
Secdesi veli olan, maşuhu şehadet!

Hangi dala atılsam bu ikilem;
Soğuk, buruk, dua dolu şu iklim;

Ben anlarım ecdadımın yokluğunu,
Sen anlarsın dadılarının çokluğunu..

Ben anlarım Muhammet Ümmeti'ni;
Sen anlarsın Noel denen cehaletli
Yedi cettini........

KARANLIK SOKAK (1)

22 Şubat 2009 Pazar, 14:43 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Burası karanlık sokak
Ne işim var bilemiyorum
Narası boğuk duvak
Sahibine yar dilemiyorum

Sevgisiz kaldı duvarlar
Sessiz sedasız buralar
Zevksiz daldıkları var
Nefessiz vedasız varoşlar

Ey efendi ne sevgisi
Beyefendi içinde derdi
Katılmış son vergisi
Satılmış mason dergisi

Burası karanlık sokak
Şİmdi o günlerin acısını
Yaşıyorum ta derinden
Şurası en içli şiirlerden:

Sensiz kaldı saatler
Izdırap dolu, buğulu gözler
Tanıştığımız zaman bakmıştın
Alıştığımız zaman bıkmıştın

Pey verdi, öğrendim hüznü
Peyderpey iğrendiğim gönlü
İtaat etmemeleri sözü
Fesat dertleri ömrün

KARANLIK SOKAK (2)

22 Şubat 2009 Pazar, 14:53 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Burası karanlık sokak
Hudutta bir patlama
Kolay değil uyumak
Sen tut ta atlama

Kimsesiz kaldı hayat
İşte bu vesileyle geldi
Şefkatsiz sandı hey Hak
Şişte bu sinsileyle deldi

Deyiverdi düşünürken sevgili
İçimdeki dertli gizliyi
Seviverdi düşlerken veliyi
Biçimdeki fertli resmi

Burası karanlık sokak
Nizamda bir nöbet
Halaylık değil başımda
İntizamda bin miğfer

Şehitlik abidesi kalbim
Gazi diye nişan verdiğim
Destur dilediğim yolda
Tur indirdiğim hayalda..

Burası karanlık sokak:
Duvakta boğuk sancı
Hudutta bir patlama
Nizamda bir nöbet
İntizamda bin miğfer

Burası şafağın söndüğü yer
peyder pey...

DİNLE (1)

10 Mart 2009 Salı, 12:07 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Beklettim körpe beyinli çocuk
Bir isimle nasıl felaket silinir
Dünya meramına ceryan eden olaylar
Nasıl böylesine sessiz hicv edilir
Dinle bak O vardı vuslat damarında
Dinle dinde ayrı mezhep kalmadı
İşte tekbir sesleri duyki izleyesin
Seni bu dünyaya getiren dedeni
Yeniden feyz eyleyesin..
Kalp kırık, kırk hadisle gelseydin
İşte o geldi körpe beyinli çocuk
Rahman tutsak esirleri salıverdi
Dinle şehit ölüyken gömülü değil
Gömülüyken ölmüş kafir dinler
Bir isimle gel taze beyinli çocuk
Pare pare sun şehide
En salih amel defterini ver
Melekler senden ilham alsın
Sen onlara ver Allah kelamını
Resul aşkı canla, candan olasın..

DİNLE (2)

10 Mart 2009 Salı, 12:24 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Dinle destani atanın varlığını kıblede
Bul ki dua erdemin şahitlik etsin
Bin Bedir zaferi Bir Uhud dan efdal mi
Dinle ey tazecik akıl sahibi
Sen karmaşalıktan ne olduğunu safken anlar
Sen daha coşkun akli müptela dersleri
Bertaraf edercesine sorarsın..
Dinle Uhut yenilgisidir bir Irak sendromu
Ama şehit kanları sular ve yeşerir
Tazelenir nesil ve yeniden dalgalanır
Şahlanır İslam bayrağı
Yasindir senin külünü kor yapacak
Ve yanacak binlerce kafirdir..
Dinle taze gelincik, dinle uykusu haram gençlik..
Bin derde deva şehadettir
Ve felakettir kendisini bilmyen hayaletler..
Dinle dinde ayrım gayrım yok!
Gayrı müptelayım ben bu aşka
Sende bunları unutma; Allah aşkına

CENNET-İ HAYAL

21 Mart 2009 Cumartesi, 20:04 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Ahlat ağaçlarının ardından
Kızıl güneşin batışını görmek
Ve sevmek karanlığı alabildiğince
Bazen gem vurur bu duygulara cinnetlik
Çıngar çıkarmak bazen aralarında
Sarp geçitler şeytanın verdiği vesveseler
Hepsi sevginin olduğu yerde aydınlık olur
Kimsesiz zannettiğin o yetimler
Cennetin kenarına mızrak olur..

Sıratı müstakimden geçmek
Kolay olur bazen zor
Cennet ırmaklrından kana kana içmek
Ashapla buluşmak ve derleşmek onlarla
Selamlaşmak her önüne gelen müslümanla
Huzuru tatmak ateşi atmak birbir
İlahi kelamutullah sevgisiyle tekbir..
Ve doyasıya peygamberle yarenlik
Ebu Bekir Sıddık kadar yakın olmak
Ancak ona gerçek ümmet olmakla olur

BİR NEVİ NARA (Kaldırımda yürürken) 1

21 Mart 2009 Cumartesi, 20:55 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Bilen kızar bu hatıralara
Ne kokar bilemiyorum
Bu şahit çuvaldız kendirleri
Enine oklar dilemiyorum
Şu lahit kovadır beynimde..

Gören sızlar şu satırlara
İçine sinmez verilen sözlerin ızdıraplığı
Hain ilentiler vurdu sol yanımı
Dişime girmez kovuk bom boş;
Mabedimde yok yok; oda loş...

Hoş oluyor böylesi yakarışlar
Loş kokuyor söyleşi haykırışlar
Ve naralar...
o ki,
Izdırabbın bin versiyonu
Ve naralar,
Onlar ki,
Gazabın ehemmiyetsiz hali..
Onlar ki
Sessiz...
O ki,
Beni bilen iç gıcıklatan ve acıtan..
Fezanın yere yatık hali..

BİR NEVİ NARA (Kaldırımda Yürürken) 2

21 Mart 2009 Cumartesi, 21:10 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Suratsız olurum bazen
Naralar kağıtlarda kapanık
Zarf usulü sunulur bilinç altına
İşte bildin: Fazıl misali
İşte bildin: Akif timsali..

Naralar:
Uçsuz bucaksız buluşma odağı
O ki
Uyuyan günlerimi uyandırdı
Onlarki ,
Sarp geçitleri burçlandırdı..

Yalana gerek yok
İşte bildin: Fazıl misali
İşte bildin: Akif timsali..

Şu an or üyanın etkisinde
Uyutmayan davulcu sesi
İlahi muzdarip bu hülyalarımı
Bir gün gelip duyacaksınız
Ve soracaksınız
O naraları...

Gören sızlar şu satırlara
Bilen kızar bu hatıralara
Ve naralar:
İşte bildin: Fazıl misali
İşte bildin: Akif timsali...

VUSLAT (1)

22 Mart 2009 Pazar, 19:34 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
İslam garip kaldı bu dünyada
Sen gittiğinde alemlerin padişahı
Şaşkın müminler savruluyor bir oraya bir burya
Duvara duvara vuruyor kendini Bosna
Mücahitler sensiz Afganistan'da;
Ayağımız takılıyor zulümden Irak'a
Ve Filistin'de yok olmak üzere Mescid-i Aksa...

Gel gönüller padişahı
Gel gör bu alemi,
Açtık semaya ellerimizi,
Senin gelmeni bekliyor
Garbın medeniyeti..


Lakin elde yok avuçta yok
Bir adım gitmeye mecalimiz yok
Ama var ki semaya uzanan
Dualarımız çok
Yokluk içinde varlık bu mudur ya Resul?
Dertlilerin dermanı ya Nebi'..
Gariplerin öksüzlerin son nefesi sevi..

Özsüzümüz dertlilerimiz yetimlerimiz,
Senin huzurunda eller sema da
Gözler mimbere yükselmiş
Yedi katlı devada..
Devasa müminlerin gösterişleri,
Ver nuru evlada..
Kimimiz Konya'da kimimiz Kenya da
Hepimiz bu uğurda,
Serzenişlerimiz var...

Gel gönüller sultanı
Gel, duy bu alemi
Okuduk tüm ayetleri
Senin gelmeni bekliyor,
Garbın medeniyeti....

VUSLAT (2)

22 Mart 2009 Pazar, 19:52 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Emin sıfatınla gel,
Doğru yolu göster bize
Mahmut sıfatıla gel
Gazflet denizini getir dize

Ebu Süfyanlar çoğaldı
Lehepler denizde aştı boğazı
Gel ya Nebi
En karanlık akşamlara nur ol

Gel gönüller hükümdarı
Dilimiz ol oku Kuranı bir bir
Günahlarla doldu defter-i kebir..
Senin gelmeni bekliyor
Garbın medeniyeti

İslam garip kaldı bu dünya da
Sen gittiğinde almlerin padişahı
Şaşkın müminler savruluyor bir oraya bir buraya
Duvara duvara vuruyor kendini Bosna
Mücahitler sensiz Afganistan'da
Ayağımız takılıyor zulümden Irak'a
Ve Filistinde yok olmak üzere
Mescid_i Aksa...

Gel ya Resul
Gel ya Nebi
Kollarını açtı bu ümmet
Vuslat ağlayana
Seni özledik Ya Resul Allah...

HAMDI, HAMD-U SENALAR OLDU (1)

6 Nisan 2009 Pazartesi, 13:15 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Bak bu ömrün son nefesine
Ne çağlayanlar gördü ne denizler
Çak şu gönlün muson sesine
Ne çağlar gördü ne mevsimler

Şu aleme bir yıldız düştü
Ki ne hilaller bertaraf oldu
Sualime bin cevap üşüştü
Olaki ne hayaller haberdar oldu

Bu anlaşılmayan sandığın vezinler
Maşuğu şehadetle kağıtları buldu
Tabulaşmayan yandığın vezirler
Suluğu şehvetle içen kuşların oldu

Gel ey düsturu kamil arkadaş
Sol yanıma ağrılar kondu
Ol ney üşüdü hamil-i yandaş
Solucanına manidar kuşlar kondu

Üslubu bilmeden okunan heceler
Kara günlerime güneş oldu
Mağlumu dilmeden atılan mücevher
''İkra'' ayetine mazhar oldu

Görürüm ki hayvanat nebat
İnsanlıktan çıkandan, candan oldu
Can-ı gönülden ki hayat berbat
Bana en yakın Gaffar oldu


HAMDI, HAMD-U SENALAR OLDU (2)

6 Nisan 2009 Pazartesi, 13:27 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Acaba bir mucize mi bekler
Bu eller iki çanak uydu oldu
Mucibe bin içtihap melekler
Buseler yedi cihanda uyuduğu oldu

Mahlukat içinde bin bir muhatap
Bazı zaman bana katip oldu
Mevcudat biçimde bire bin fıtrat
Rabbı anmayana hatib oldu

Bu Mu'cizat-ı Kur'aniye vesile
Emr-i Rabbani ile, suret oldu
Sofu Cihat-ı Nur'aniye hevesle
Kadir-i Zülcelal-i reddetmez oldu

Kemal-i hikmetle terbiye edilen
Ezel-i Mabud'un rahmeti oldu
İkmali nefesle tevhid edilen
Hakim-i Zülkemal'in Ahmed'i oldu

Rahmet içindeki iaşe-i rızki
Vacibül Vücud'un vahdeti oldu
Gaflet biçimdeki aşiret-i miskin
Zat-ı Zülcelal'in ''Fiil'' 'i oldu

Halık-ı Kerim'in tasarruf kudreti
Şemsimiz zerre misal tesiri oldu
Salıktı Selim'in emr-i maruf çizelgesi
Dersini tende hamdı; masal lakin, bişti oldu

VAKFEDİLEN GECENİN VASİYETİ (1)

2 Şubat 2010 Salı, 16:10 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Nöbet zamanım, saatler gece yarısı..
Akreple yelkovan aynı yönde sevdalı
Vasiyetname hükmünde herşey artık;
Yer, gök, sema, feza; hepsi birbirine karışık!

Okurken kurcaladım eskileri
Dokurken duraklattım sezgileri
Ne var ne yok diye geçmişin ezgilerini
Bir çırpıda attım üzerimden ölüm çelenklerini..

Bir bardak ayran ve bir bardak sütten,
Grip hastalığının başka bir şey yedirtmeyen,
Dünya telaşesinden selam bile verdirtmeyen
O garip, sırtında heybe; eski dilenen eskici;
İşte tüm narasıyla o ses: ''Sirkeci''..

VAKFEDİLEN GECENİN VASİYETİ (2)

2 Şubat 2010 Salı, 17:36 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Bir şeyler var, birşeyler garip, birşeyler ters!
Kulağımda uğuldayan ses,
Uhrevi boşluğg duyulan nefes
Gelecekte şapka, geçmişte fes!..

Karma karışık yer, gök, dağ deniz;
Muhalif bazı nimetleri tepen ben deniz;
Gaariptir, sazı biletleri sanan sizlerseniz,
Varisi yok bu saçmalıkların deyip çekip giderseniz,
Vakfederiz sonraki hayatı kendimize derseniz,
Şahidi yüzler şehadetiyle Allah huzuruna, sezersiniz!

Delalet edilirse işin , beşine onuna;
Hidayet denilirse gidişin sonuna;
Ben gidiyorum, mahkumum; şiirin paydosuna
''Çalışmalı, ezilmeli, sürünmeli; adettendir,
Ölüm mahkuma en büyük saadettir!..''
Vakfedilen, gecenin kızıl şafağa vasiyetidir..

UÇURUMA RAMAK KALA KURTULUŞ

19 Ekim 2010 Salı, 20:40 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi

Bu gönülde gizli vatan,ulu orta değil uğultu

Yatan sisli toprakta kan bulutlu

Yerde devrilirken bir o yana bir bu yana şehit

Günü nöbette beklemekte geçen vakıf ve şahit

Görmedik içimizdeki umutları yemyeşil ovalara benzeten

O mübarek insanların sapkın alametlerini nedeni belli

Dövmedik evladımızı yaptığı seccadeden mabetleri

Mevlevi gözlüğüyle baktık umutları yolmadık kökünden

Savrulan sisli matemlere yer verdik

Donduk kimi zaman kimi zaman buz gibi insanları

Yaren eyledik nağmelerde gizli kalan mektupları

Seslendik biz de kışlanın ekosuna doğru

Nedeni belli umutsuzların hak yolu

Vardık derman arayaqn gönüle bazen bir gülle

Gönülde bin asır süren savaşı başlatan bir gülleyle..

Yavaş yavaş dinmekte

Pusulara elem keder bilelenmekte

Hasret çiçeklerinin mayınlı çirkin yüreklerde solduğu

Asit yağmurlu kirlenmiş umutları

Bir kez olsun silmemiştim beynimdeki urları

ve duaları...

Gecenin karanlığında yolladım fezaya

Hepsi birden geldi girdap halinde hizaya

Bir evlada baktım bir de kararan yazıya

Devletlüm demiştim yoldan geçen yoksula

Ve yetime kara çarşaf giydirenler

Sanmasın sevdalı bu beden

Abdestsiz gezen o sümsük yosmaya

Bir keleş uçurumu gözle baktı bu yarin

Dediler ki sen de söyle ulu orta bir amin

İşte and işte yemin

Varmadı başka birirne bu mazlum vayizin

Sarmadı başka kafa dengi sandığı dostlarını

Postlarını kime verdiği bilinmez

Cihan için cihat eder durur

Ederibudur, erin doğrudur

En görkemlişiirlerin bile sonu yoktur...

BU VATAN İÇİN AND İÇİN

21 Ekim 2010 Perşembe, 19:57 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi

Nizamiye kapıları kapalı bu saatte Nizam-ı Alem için,
Allah için, devlet için, millet için cihat edin; kendinizden geçin..
Zil takıp oynayanlar her erin şehid oluşunda;oysa biz ağlamaklıyız için için;
İffetini bozmaz her askerin yari;cennet için,
Fosil olsa da yüreğimiz, kömür gibi kararsa da, yanar durur Hak için..

Deden bir; sırdaşsın her erle; Resul için;
Elem bir gardaşsın Millet için..
Mabet bir yoldaşsın Rahman için;
İçin fosalsa da tekbir And için!..
Riya yok bizde Doğruluk için..
Ölmek var dönmek yok bu yolda Cennet için..
Rakı,şampanya,şarap, bira değil; şehadet şerbeti için!..
Sen şehit oğlusun asker; her Şehid için;
Kur'an yolu hak yol;okudukça kendinizden geçin!!!..

ER NAZİF DEMİRÖRS ve TÜM SİLAH ARKADAŞLARINA..

SELAMUN ALEYKÜM

14 Aralık 2010 Salı, 00:45 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi

MEYDAN (1)

22 Mart 2009 Pazar, 18:16 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi


Coşkulu halk kitlesi ki bu ne umman Kuşkulu yar sinsilesi ki bu ne aman Kalksam yerimden yok kıpırdayacak yer Baksam derinden tok hapurdanarak yer

Sevginin bittiği yerde çok yanlışlık olmuş Meyvesi altın kemerden anlık solmuş Bomboş oluncaya kadar naralı uğultu Birden kendini yokluğa vurdu fırangalı kutu
Kıyamet günü geldi aklıma Acep ne çileler ardından Geldi çattı insanlık kudura kudura Hicap duydum bu manzaraya
Sonra düşündüm bu meydanı Kahırlanan bir çok ahaliyi Telaş içinde bir sağa bir sola Nasıl biter öteki dünya hayır ola
Ey bu dünyanın müzdarip insanı Dedim kendi kendime ey ahali Duydunda mı geldin umdun da mı bu manzaraya Nasıl benzetmem galu belaya..
Çıktım hükümet meydanından başka bir odaya Vardim ilmen yakin olan görüşlü ahaliye Sandım orda bitti bu olay son Bitmez yol, döndü yine kahpe mason!..

SELAMUN ALEYKÜM

14 Aralık 2010 Salı, 00:47 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi

MEYDAN (2)

22 Mart 2009 Pazar, 18:35 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi


Düşündüm mani hülyalarımıCenk atadan mı geldi bu rüyalarımSaldıran kududz köpekleri dalaması var gibiKaldıran kunduz dişleri deldi dibi(ecüş mücüş gibi)

Hey bu ne mücadele ki bir var bir yokYok olan ceza bu alanda mı çokYanlışlık hep diz boyu karFaşizm, sadizm, başıboşluk hepsi var
Birden geldi aklıma binbir siyasi düşünceUluğbeyler böyle değildi şahını sevince..Yıprandı o şefkat düşünceleri bir birGünahlarla doldu her birinde defteri kebir
Sonra anladım bunca ahali-topluluğuİş yok güç yok zaman çokluğunu..Dedim bu millet gücünü alıyor mu kalabalıktan,Yoksa kıyamet mi kopuyor bunca helaktan...
Haktan gelen zuhur bulunca mevcudat,Yoktan var edeni onca insan hey Hak!..Sen bilirsin günü birlik menfaatleriSen işitirsin dermanı olmayan bu takatleri..
Bir oyana bir buyana savruluyor meydanAh olsa diye bana da şöyle bir derman...Dermanı veren Rabbimi düşündüm o anKıyamet Günü gibiydi ben se Hak'kı arayan...

SIRAT 1

12 Mart 2011 Cumartesi, 01:14 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Zaman akrep gibi zehriyle ilerliyor;
Saatler gecenin sinsi karanlığını
Daha da loşlaştırıyor
Odanın gece lambasını..

Kılık değiştiriyor hayat,
Yıllık albümleri yaşatıyor cerahat..
Tırtıl misali kabuğundan,
Sıyrılmayı insanoğlu bekliyor
Yerinden zıplayıp duran
O kalp de tekliyor..

Ucu bucağı belirsiz
Yedi katlı gökdeleni semanın
Sırat-ı müstakim i biliniz
Kırık kalpli kelebeğin kanadının
Yedi verenin rengini veriyor..

Uçuyor uzuyor sonsuzluğa
Gölgelerin girdap halindeki ilerleyişi
Devasa kurtuluş çağrısına
Devada bedenin son bekleyişi
Mülteci konaklıyor ruhun atışına
Dualar kulun yaratanına serzenişi..

ÖLÜM YALAN DEĞİL ÖMRÜM!..

19 Nisan 2011 Salı, 21:15 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
ÖLÜM
Yol bitti; kadim dostum vücudum;
Kov gitti; salim duran düsturum…

Ölüm seçilmeli, ey nefsim geldi fitne;
Gönlüm geçmeli, takvim yendi derdi şilte…

Şiltede olan ömrümden kalan vasiyetim;
Şehitte olan gömülüyken de yalan siretim…

Siret dediğimiz bu dünyanın lezzeti değil;
Eğil! Yediğimiz şu kainatın izzeti: meyil…

Son geldi hatim indiriliyor merhuma;
Mason gitti; yarim seriliyor her Cuma..

Zikretmekte olan Rabbini, Resul-ü Ekramin’i
Filizlenmekte gül; sahabesini fuzuli seçmeyen mü’mini..

Seven Kur’anı Kerim’i; uygulayan sünnet-i seniyeyi;
Alnı terleyerek terk edecek denir bu dünya düzenini..

Cennet kapıları açılır, kabirde güller saçılır merhuma;
Cehennem ateşi saçılır, kafir olan dünya ehline…

Seçen ahreti bilirse, yol uzun derse ve ona son;
Müşrikse bir insan; ayol kuzun pederse ve de mason…

Kainat daralır ona, ölüm anı geldikçe anırarak diyecekler:
Biz bu dünyanın ebedi olduğunu bilirdik; nerde malımız mülkümüz;
Zümrütümüzü de alsak,nefsimizi ona buna satsak:ülkümüz..-tuu eşşekler-

‘’Dünya dan el çektiren, Ahiret i sevdiren ölüm yeter’’ der peygamber;
Ahiret te seninle olmak ister Resul, Nebi, şehitler ve mü’minler..
ALLAHUEKBER

BERAAT

15 Temmuz 2011 Cuma, 23:38 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
BERAAT
Bilinmezlerin ötesinde gidip geldi dizginlerimiz
Ebediyetin ışığı görünmekte eğildi sezgilerimiz
Rahmet ayı dendi içildi durdu şahadet şerbetimiz
Arafat ta nur doğdu; sizsiniz efendimiz sizsiniz
Alemlere rahmet peygamberi; şeytana pabucunu ters giydiririz;
Tekbir sesleri dualarla süslü dik dururuz; islamiyetin fer’iyiz…..

Kur’anı yaşarken; İslamiyet çağları aşarken;
Andımız, yeminimiz cihada doğru koşarken
Naralar atarken sensiz sessizliğimiz,
Deli divane oldu gönül; kanla süslü bayrağımız şehidimiz..
İliğimiz kurudu, bizim de yüreğimiz sızlar;
Lehepler devrilecek andımız, yeminimiz var;
İlke edindik bu nurda koşanları,
Niğmet dedik buğz ile coşanları
İffetimiz, namusumuz , şerefimiz..;
Zikretmekte artık, uyandı benliğimiz…

Mahmut sıfatınla gel ya resul..
Uhut yenilgimiz var ya nebi..
Bedir gazileri, şehitleri anısına
Azrailiz biz de; Hendek gaznesinde bir nevi..
Resul aşkı oldukça, aldıkça sancağı elimize,
Elhamdülillah gazi oluruz, ya da şehit;
Kahpenin silahı varsa, imanımız var Rabbimiz şahit!!
“Oku” emri ilk ayet-i kerime,
“La havle vela guvvete..” ümmet olduk Muhammed(SAV)’e
Sineler çarpar ise bu yolda bu cihetle
Umduğunu bulamaz kafir;
Nidalar yedi katlı semaya, tekbir..
……….………ALLAHUEKBER…………….

selmaun aleykum

7 Ağustos 2011 Pazar, 21:15 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
NAAT 1
.21 Mart 2009 Cumartesi, 21:33 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi.
Sükunet bitmiştir ya resul
Artık senin hakikatin geçecek bu şehirde
Gönüller sensiz aç ve yoksul
Davan erecek bu şehirde
Kansız zaferlerle döndüm ya resul
Batık gemilerdeki tayfayım ben
Himaye davanın kölesiyim ve de mesul
Batacak sanırken bile güneşi terk etmeyen
Güneş senin aydınlık sensin ya resul
Çöldeki bastığın kumlardan olayım
Sonra aydınlığın tanelerimi bulsun
Geçtiğin yerlerde selam durayım
Mukaddes sanırdım her sözü ya resul
Ta ki sana malik oluncaya dek
Ne olacak imansız nakledilen usül
Ciğerim sana yanık sana küller öbek öbek
Hayaller içinde sana uzandım ya resul
Batıl hayalleri gerçek sandım
İşte şahadet işte zuhur
Uykudayken uyumayan benliğimi aldım
Tesir etmiyor hiç bir ilaç ya resul
Doktor doktor dolaştım ilaç aldım
Yaşadığım günler güç ve fuzul
Ama tekbir Allah ve Sana dayandım..
.

BİLAL SOYU: SOMALİ

27 Ağustos 2011 Cumartesi, 14:47 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi

BİLAL SOYU: SOMALİ
(1)



İki plastiğe bağlı
ayaklar;



Su yok; kimi toprağı
sel paklar..



Hak’kı buluca izzet-i
nefis,



Çölde vahşileri bile
haklar…



Açlık, nefislerin
zaafı..


Çarık bile yok!!


Ömrünü oruçla
geçiren,



Gönlü rahmetle dolu
ayakta



Ölümü bekleyen Adem
oğlu aslında,


Eller semaya açılmış;


Yalvaran halkın bir
ayağı toprakta…



Aklımdan yine bin bir
düşünce geçti



Bize dinimizi
öğreten,


Atamız böyle miydi?!

Bilal-i Habeşi Hazretleri:


Ezan-ı Muhammediye’yi
dinletti;



Gittiği yere dini
getirdi…



Kıvranıyor nefsin
isteği



Parayı bırak, alacak
gıda bulunmuyor;


Günü kuş sütü eksik,


Zenginin dileği de
durulmuyor..



“Bizden değildir tok
yatan”,



Düsturunu edinen Mü’min
se



Hayırda, Hak yolunda
yarışıyor…
BİLAL SOYU: SOMALİ
(2)




Bilal-i Habeşi Hz’nin
yurdu;



Kıtlık zamanı seni,


Yusuf yüzlü insanlar
buldu..



Toprağı eşeleyen, didikleyen,


İbrahim A.S. soyu
muydu?..



Gidemiyor Adem oğlu,


Çünkü kendi ana
yurdu!...




Hacer anamız İbrahim
A.S. dan kalınca ayrı,




Fışkırdı, ipten
kalınca buldu;




Yavrusu İsmail A.S. a
suyu..




Huyunu anlamadık
nedir derdin?



Bilal Hz’nin soyu…


Ezan’ı Muhammediye’yi
okuyan,




Ve ona Rabbimizin
ismini dokuyan



Bilal R.A. soyu:


Kaç yıl, Kaç gün oruç
tuttun kim bilir!?




Sana yosunlu
bardaktan




Su içirmeye çalışan
kafir!,




Bu dünyanın gösteriş
delisidir..



Aklınca “yardım” diyen garp;

Bu dünyada olmasa da,


Öbür alemde
zelildir!!



Senin ancak sağ elin verdiğini,

Sol eli görmeyen,


Osmanlı torunu
velindir; vasindir;



Kur’an yolu Hak yol:


Okudunkça TEKBİR
getir…..

TÜM MÜSLÜMAN TÜRK KARDEŞLERİME HİTABEN...

4 Eylül 2011 Pazar, 19:37 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
BAYRAĞIMIN GÖĞEREN RENGİ.
30 Temmuz 2009 Perşembe, 20:29 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
.
Kanım, canım, cananım, candan aşığım!..
Ey atalarımın müzdaripliği, gök renkli hilalim ayım..
İlelebet göbek bağım, Uygur halkı başbuğlarım,
Yad etti analarım babalarım;
Kanımın morararan yarası Türkistan'ım..
Bayrağımın kanı duruldu göğerdi
Sen cihad-ı ekber dedikçe başım göğe erdi
Al kanlı renkti bayrağım yelken açtı maviye erdi
Kanım Türkistan, müzdaripliğim neydi nereydi?
Cihat etti atalarım, atar damarlarım..
Canımın moraran yanı Türkistan'ım..
Başım, bacım, halaylığım; senki namus timsali!
Tacım Türkistan; esen ki sinene gavur eli
Sen dedikçe ırzım namusum Türk'e emanet
Gaflet, hasret, bu ne huşuv hayret!..
Mabedimin son halkası, özgürlüğünü dinledik..
Cananım; halaylığımın uyası Türkistan'ım..
Ey beni Ashab-ı Kef ile dinleyen yarim!..
İlahi Kelamutullah ve Allah'a kavuşmak hayalim..
Gavur eli değdi sana, yerleri, toprağından savuşamsı temennim..
Müslüman Uygur halkı ne bu eziyet!, canım..
Ebedi konağım, istiklalim, bayrağım..
Ta Orta asyadan anlaşmam, gök renkli Türkistan'ım..
Kanım Türkistan, canım Türkistan; işte sana and işte yemin!..
Şehit olmadıkça senin göğeren bayrağına son mü'min;
Sana gazilik nişanı vermedikçe Muhammed'ül Emin;
Bu akan kan kızıldan maviye göğermedikçe;
Yediğim içtiğim haram olsun, başın göğe ermedikçe..
Kanım, canım, candan aşığım TÜRKİSTAN'ım...

HAYVAN NEFSİM! (2)

10 Ekim 2011 Pazartesi, 21:12 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
HAYVAN NEFSİM! (2)

Gülsem tebessümü unutup kahkahalarla,

Ağlamaklı bir çok Müslüman, kahpe dünya!!

Diyesim gelir nefsim der; nefsi müdafa..

Ama bilirim, o şeytanın esiri hayvan nefsim;

Yenmeli şeytanın esirini, yenilmeli helalinden,


Kuran’ın esiri olmalı, ama o da ne yapsın, O’nun
delilinden..
Düşünürken böyle derinlemesine;

Üşürken karanlık zifirde seccadem,

Ayaklanır; “takatsizlik haklanır” derim hayvan nefsime

Gel kıl namazını, Rabbin yedi katlı semada

Seni bekliyor evinde: Kabe-i Muazzama’da….

Ama o gelmez ; şeytana dost;

Azrail meleği çağırır “Ey et parçalı post..”

Ne durursun der gibi gölgelerin girdabı,

Unutmuşken dünyadaki bir çok evhamı…

Eğilir başım, yönelir başım seccadeye..

Girişir hayvan nefsim ile şeytan, vicdanımla mücadeleye..

Bakarım Kur’an ile hakkaniyete,

Ama iskeletim yenilir bu sefer ağrılara..

Çıkmıştır tepeme hayvan nefsimle şeytan!;

Sen misin der gibi Rabbine tapan!!

Yenemedim alemlerin Rabbi Allah’ım..

Yatalak hastayım; bin bir sınav ile dersteyim…

Ben yine de kızar; kendime küfrederim:

“Hayvan Nefsim; Hayyvaaannn Nefsim”…..

HAYVAN NEFSİM! (1)

10 Ekim 2011 Pazartesi, 21:10 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
HAYVAN NEFSİM! (1)

Ben görmemiştim böylesini hiç!

O kadar uğraştım yenemedim..

Yürü bee kahpe nefsim değiş!!

Nar cehennemin yolu; gül yolunu denemedim…

Halen söylemekteyim o itirafları,

Yaren eylemiştim hayvan nefsime iltifatları..

Ahengi bozuk dünya düzenini terk eyleyemedim

Kur’an yolundaki o temiz insanların yolunu derleyemedim..

Derleseydim gül kokulu duaları yüreğimde,

Dert eyledim zift sonlu bet duaları beynimde..

Ne çare ki bilemedim onca derdin nedenini;

Hançer eylerim ama yine çıkmaz yoldaki,


Düzeltemediğim hayvan
nefisli o bedenimi…
Şeytan dost olmuş nefsime..

Rahman post olmuş bedenimi,

Bir kuru çamla devir ey Ya Rabbi!!

Ama o bile zikretmekte seni,

Beni pakleyecek yine o yıldızların yolu,

Güneşleri getiren Resulünün sünneti..

Kurban olurum, toz olurum o izlere..

Bükülmezdi kolum, eğilmeli vücudum secdeye

Hayvanlar bile iğrenir; kızarlar benim “hayvan nefsim”e….

SÜRGÜN-LUGATIMDA-HÜRSÜN (1)

16 Ekim 2011 Pazar, 16:27 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
SÜRGÜN-LUGATIMDA-HÜRSÜN



Memleketim her köşesiyle cennet..


Bayrağım dalgalansa gönderinden
sıyrılıp



Emanetim deyip koşasım gelir
ardından, ilelebet..


Ve uzansa göğe geldiği yere,

Ay parçalansa tekrar hilal şeklinde;


Eğilmeyip namerde, uçasım gelir her
satırından;



Nedeni, galu beladan beri Rabbim-
yaradandan-





Yalnızlığımı unutup sarılsam şanlı
bayrağıma,



Yar eylemiştim ve sineme yerleştirdiğim
toprağımla,



Gurbeti diyar eylemiştim, gezdim ben
de eyliyalarıyla..


Mapus veya sürgün yok benim sözlüğümde

Ben de hürüm yaşarım ezelden ebede…

SÜRGÜN-LUGATIMDA-HÜRSÜN (2)

16 Ekim 2011 Pazar, 16:29 tarihinde Selim Karadağ tarafından eklendi
Sanırlar ki bu mülayim dersini alsın;


-Aldanırsın-; Hak yolu doğrudur,
kendi yolunu saltanat sanırsın..



Doğrunun yoluna bent duran namert; eden
bulur-utansın-


Sel olurum; kasırga olur, yol olurum

Set çektiğin, bent durduğun yerler,


Bu vicdanlar hak eyler; gariplerin
coğrafyasıyla bir olurum..





Çile mi çektim ben; yas mı tuttum
namerde?..



Yaslandım, sığındım, barındım ilahi
nimetlere..



Loş odamdan çıktıysa, ışık hızında,
hayalimdeki müminler fert fert;


Bu yol sürgün değil; eğil takip et

Be namert takip et!!

Kabe-i Muazzama yolun;

Secden Mabet…..

14 Ocak 2012 Cumartesi

SELİM KARADAĞ(MEVLEVİ SELİM)

Sual sormadan geçtim kandillere
Ensiz ensesiz bozkır talanına
Lahitlik sarardım lekeli kalplere
İsmi garip ömrü hatip kızılırmak sularına
Muradım canandır göğün yedi katlı kubbesinde..

Kırk bin mabet indirse arş-ı alem
Adın sormadan geçmez vahim-i elem
Rahman azletse ki kainat verem
Ahirde birdin ebedi zuhur
Doğuştan kasfetli yokuştan huzur
Anki metanetim var bu felaket-i halka
Gömüt isem de ulaşır bin nur hakka...